MAKYAJ MI, GÖZ BOYAMA MI?
Yakup YURT
Bilindiği gibi Brüksel Güzel Sanatlar Sarayı'nda (Palais des Beaux-Arts), 06.10.2004 ile 16.01.2005 tarihleri arasında bir dizi muhteşem kültürel ve sanatsal etkinlikle bezenen bir Türkiye Festival'i düzenleniyor. Yani bir zamanlar iptal edilmek zorunda kalınan Euorpalia Turquie'nin daha küçük çaplısı
Sergilenecek yapıtların ve sahne alacak sanatçıların değeri tartışılmaz. Yapıtlar ve gösterilerin hepsi gerçekten üstün nitelikli ; dansçısı, ses sanatçısı, müzisyeni, edebiyatçısı, hepsi ama hepsi saygın kişilikler. Biliyoruz ki bu çabalar genelde Avrupa, özel olarak ta Belçika kamuoyunu çağdaş Türkiye hakkında bilgilendirmeye ve olumlu olarak etkilemeye yönelik. Bütün beyinler 17 Aralık 2004 tarihinde alınacak müzakerelerin başlatılması kararına odaklanmış durumda. Hedef kitle Avrupa kamuoyu. Etkinlikleri AB'ci Türkler ve Belçikalı'lar birlikte hazırladılar. Peki Türkler'den kimler ? Brüksel'de veya Belçika'da yaşayanlar değil. Türkiye'dekiler, yani herşeyi buradakilerden daha iyi bilenler. Hep belli yöne kürek çeken zihniyetin temsilcileri. Statükoyu kırmaya ant içmiş olanlar
Buraya kadar herşeyi anladık anlamasına da yine de bazı sorular kafamı tırmalıyor nedense ! Yetmedi mi beyler, hanımlar? 40 yıldan beri kendimizi beğendirmeye çalışıyoruz Avrupalı'lara. Peki hangi Avrupalı'lara ? İlk kurucu altılara mı, ortadaki on beşlere mi, yoksa son yirmi beşlere mi ? Yani siz şu an mevcut AB üyesi 25 ülkenin ekonomi, sağlık, eğitim, demokrasi, insan hakları, temel özgürlükler, vs... alanlarında Türkiye'den ilerde olduklarına gerçekten inanıyor musunuz ? Batı Dünyası (ABD+AB) demografi sorunsalına, yani nüfusunun yaşlanması ve azalması olayına, akılcı çözümler bulamadığı sürece göç almağa mahkûmdur. Gelen göçmenleri ırkçı tavırlarla korkutmaya ve sindirmeye devam ederken, geldikleri ülkeleri sevmeye devam edenleri uyumsuz olmakla suçlayacak ve özellikle enerji yataklarının yoğun olduğu bölgelere savaş ihraç edecektir. Refah düzeyini yüksek tutmak için bunu yapmaya mecburdur. Mazlum ülkeler hep borçlu ve bağımlı kalacaklar, global sömürü düzeni aynen devam edecektir. Tek kutuplu dünyada egemen gücün herkese zecren dayattığı tek gerçek sermayenin kârlılığıdır. Bunun için fabrikalar kapanmakta, işsizlik ve fakirlik artmakta, kazanılmış sosyal haklar törpülenmekte, kayıtdışı ekonomi yaygınlaşmakta, ulusal değerler yozlaştırılmaktadır
Çözüm her alanda çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmaktır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti kendi potansiyel gücünün bilincinde olmalıdır. Ülkeyi yönetenler "yurtta barış, dünyada barış" inancıyla çalışmalı ve uluslararası alanda tam bağımsızlık temelinde karşılıklı çıkarlara saygı kuralını uygulamalıdırlar. Unutulmaması gereken bir hususu belirtmekte yarar görüyorum : Batı Dünyası Türkiye'nin mevcut sorunlarının müsebbibidir. Bizi hasta edenlerden ilaç beklemek beyhudedir. Çözüm aynaya Atatürkçü gözlerle bakarak kendimizle barışmaktan geçer. Göz boyamanın birşeye faydası olacağını sanmıyorum. Makyaj ise güzelliğe güzellik katar, çirkinlikleri örtmez. Güzeli herkes sever. AB kendi yetersizliklerini örtbas etmek için hava atmayı bırakmalıdır. Türkiye evde kalmış kız kompleksinden sıyrıldığında balkonun altı serenad çalan gitarcı dolacaktır. Herkese sağlıklı ve huzurlu bir Ramazan ayı dilerim.
MODELİN HAZİN SONU... Yakup YURT Hollandalı kısa metraj sinema yapımcısı Theo Van Gogh cinayeti Hollanda toplumunu feci şekilde sarstı. Bu elim olayla birlikte hoşgörü ve çokkültürlü toplum kavramları da tarih kitaplarına gömülmüş oldular. Peki ama, geçmişte model olarak gösterilen bu güzelim ülke nasıl ve neden bu duruma geldi? Belli ki ülkede bazı şeyler yolunda gitmiyordu! Ama ne? 2004 yılı başında Lahey'in merkezindeki bir okulda bir öğrenci öğretmenini öldürmüştü. Halbuki Hollanda eğitim sistemi fırsat eşitliği ve farklılıklara saygı ilkelerine bağlıydı. Buna rağmen Hollandalı öğretmenlerin % 50'si öğrencileri tarafından tehdit edildiklerini söylüyorlardı. Demek oluyor ki okulların toplumun genelindeki şiddet olgusunun dışında tutulması düşünülemezdi. Okul dışında şiddet içerikli her türlü şeytani görüntü ve bilgiyle beslenen beyinciklerden okul içinde meleksel davranışlar beklemek pek mantıklı olamazdı! Bazı analiz uzmanlarına göre bu durumun sorumlusu uyum konusunda gerekli önlemleri almaksızın yıllar boyu kapılarını yabancılara sorumsuzca açan Hollanda'nın kendisiydi. Bazıları ise tam tersine sorumluluğu yakın geçmişte sertleşen göç politikalarında görmekteydiler. Çünkü panik halinde başvurulabilen bu sertlik göçmen toplumlarında isyan duyguları körüklemekteydi. Uzun yıllar süren hızlı ekonomik kalkınma insanları aşırı iyimserliğe itmiş olamaz mıydı? Bolluk döneminin unutturduğu toplumsal gerilim, grev, ücretlerin dondurulması, bakanlık bütçelerinin azaltılması, işsizliğin artışı, sosyal güvenlik sisteminin zayıflaması gibi sorunlar birer birer ve kalıcı bir şekilde ortaya çıkmışlardı. Ve ayrıca 2004 yılının son altı ayında Hollanda'nın Avrupa Birliği'nin dönem başkanlığını yürütmesi gözlerin daha çok bu ülke üzerinde olmasına sebep olmuştu. Ön sırada olduğu için "kusurları" daha fazla görünür durumdaydı. Yani AB'nin "Tête de Turc* üydü bir anlamda. Diğer Avrupa ülkeleri de Hollanda'dan pek farklı değillerdi. O yüzden yazımı şöyle bağlamak istiyorum : Aman ha!.. gülme komşuna, gelir başına. Brüksel, 05.01.2005 Not : "Tête de Turc" deyimi Fransızca dilinde "şamar oğlanı" veya "günah keçisi" anlamına gelir.
YAKUP YURT İLE SÖYLEŞİ UMURBEY =YAKUP YURT BELYURT CAVİT YURT ONUR YURT CAVIT YURT GÜZİN YURT YAKUP YURT 1 YAKUP YURT 2 1 NİSAN ISTANBUL HANIMLARI SEMA ALEVITE DE TURHAL ŞİİR DİNLETİLERİ ERTAŞ'IN ALTINDAN ÇIKANLAR ENSEMBLE İSTANBUL
|